Bazen bir siyasetçinin söylediği tek bir cümle, onun toplumla kurduğu ilişkinin bütün fotoğrafını ortaya koyar.
Lütfü Türkkan’ın yurtdışında yaşayan vatandaşların Türkiye’ye girişinde 500 avro “yurda giriş harcı” alınması yönündeki önerisi günlerdir sosyal medyada dolaşıyor. Kendisinden aksi yönde bir açıklama yapılmaması çok ilginç.
Bu sözler gerçekten kendisine ait ise bir siyasetçi adına çok vahim bir durumdur. Bu sözler onun toplumla kurduğu ilişkinin bütün fotoğrafını ortaya koymaktadır.
Bu, sadece bir vergi veya harç tartışması değildir.
Bu, gurbetçiye nasıl bakıldığının göstergesidir.
Çünkü Avrupa’da yaşayan milyonlarca Türk, Türkiye’ye turist olarak gelmiyor.
Onlar kendi ülkelerine geliyor.
GURBETÇİ TURİST DEĞİLDİR!
Gurbetçinin Türkiye ile ilişkisi bir turistin ilişkisine benzemez.
O insanın Türkiye’de evi vardır, ailesi vardır, akrabası vardır, mezarı vardır, çocukluk hatıraları vardır.
Yıllarca Avrupa’nın fabrikalarında, madenlerinde, atölyelerinde, inşaatlarında alın teri dökmüş; kazandığı paranın önemli bölümünü Türkiye’ye göndermiştir.
Türkiye’den ev almıştır.
Arsa almıştır.
Araba almıştır.
Çocuklarını Türkiye’ye getirmiştir.
Yaz tatilini Türkiye’de geçirmiştir.
Düğününü, cenazesini, bayramını Türkiye ile paylaşmıştır.
Kısacası gurbetçi, Türkiye ile bağını hiçbir zaman koparmamıştır.
Şimdi bu insanlara:
“Türkiye’ye geliyorsan 500 avro öde.” demek neyin nesidir?
VATAN SEVGİSİNİN VERGİSİ Mİ OLUR?
İnsanın ülkesine olan sevgisini parayla ölçmek nasıl bir anlayıştır?
500 avro ödeyen daha mı vatansever olacak?
Ödemeyen daha mı az sevecek?
Vatan sevgisinin tarifesi mi olur?
Gişede makbuz kesip:
“Türkiye sevgisi: 500 avro” mu diyeceğiz?
Bu teklifin en rahatsız edici tarafı tam da burada ortaya çıkıyor.
Vatan sevgisinin bedeli olmaz.
Gurbetçinin Türkiye’ye gelişini bir gelir kapısı olarak görmek yerine, Türkiye ile arasındaki bağı güçlendirecek politikalar üretmek gerekir.
GURBETÇİ TÜRKİYE’YE PARA GETİRİYOR
Bir de işin ekonomik tarafı var.
Gurbetçi Türkiye’ye geldiğinde sadece sınır kapısından geçip yoluna devam etmiyor.
Otelinde kalıyor.
Restoranda yemek yiyor.
Marketten alışveriş yapıyor.
Akaryakıt alıyor.
Taksiye, otobüse, uçağa para ödüyor.
Alışveriş yapıyor.
Ailesine ve yakınlarına para bırakıyor.
Ev yaptırıyor, tadilat yaptırıyor, araç alıyor, gayrimenkule yatırım yapıyor.
Yani Türkiye’ye zaten ciddi bir ekonomik katkı sağlıyor.
Şimdi bunun üzerine bir de:
“500 avro giriş parası ver.”
demek hangi ekonomik aklın ürünüdür?
Gurbetçiyi ülkeye çekmek yerine ondan uzaklaştırmanın hesabı mı yapılıyor?
SİYASETÇİ SÖZÜNÜN NEREYE GİDECEĞİNİ HESAPLAMALI
Lütfü Türkkan sıradan bir vatandaş değil.
Milletvekilliği yapmış, parti yöneticiliği yapmış, Meclis'te önemli görevler üstlenmiş bir siyasetçi.
Dolayısıyla söylediği her sözün bir karşılığı vardır.
Siyasetçinin görevi yalnızca konuşmak değildir.
Söylediği sözün toplumda nasıl yankılanacağını hesaplamaktır.
Milyonlarca gurbetçiyi ilgilendiren bir konuda “500 avro yurda giriş harcı” öneriyorsanız, bunun toplumda tepki oluşturacağını bilmeniz gerekir.
Sonra sosyal medyada insanlar neden kızıyor diye şaşırmanın anlamı yok.
KENDİSİNE SOSYAL MEDYADA YAPILAN KÜFÜRÜ DE SAVUNMAYIZ
Burada başka bir noktaya da özellikle dikkat çekmek istiyorum.
Sosyal medyada bu sözün ardından Lütfü Türkkan’a yönelik çok ağır hakaretler ve küfürler yapılıyor.
Bunları da doğru bulmuyorum.
Eleştiri başka, küfür başka şeydir.
Bir siyasetçiyi beğenmeyebilirsiniz.
Sözlerini eleştirebilirsiniz.
Oy vermeyebilirsiniz.
Ama ana avrat küfretmek hiçbir şekilde demokratik tepki değildir.
Fakat siyasetçilerin de şu soruyu kendilerine sormaları gerekiyor:
“Ben neden bu kadar tepki çeken sözler söylüyorum?”
Toplumun öfkesini küçümsemek yerine, o öfkenin nedenini anlamaya çalışmak gerekir.
İNSANLAR KENDİLERİNE NEDEN BU KADAR HAKARET ETTİRİR?
Benim asıl merak ettiğim nokta burası.
Bir insanın kendisine yönelik bu kadar ağır hakaretlerin önünü açacak bir siyasi dil kullanmasının ne getirisi olabilir?
Siyaseten ne kazanabilirsiniz?
Gurbetçiyi karşınıza alarak hangi seçmeni kazanacaksınız?
Avrupa’da yaşayan milyonlarca insanın duygularını inciterek Türkiye’ye hangi katkıyı sağlayacaksınız?
Siyaset biraz da hesap kitap işidir.
Her söylenen sözün bir maliyeti vardır.
Bazen bir cümle, yıllarca yaptığınız siyasi çalışmadan daha fazla zarar verebilir.
TBMM'YE GİDEN YOLDA SORUMLULUK DAHA BÜYÜKTÜR
Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin iradesinin temsil edildiği yerdir.
Oraya seçilen insanların konuşurken iki kere düşünmesi gerekir.
Çünkü milletvekili yalnızca kendisini temsil etmez.
Bir toplumsal kesimi hedef alan veya rencide eden söz, milyonlarca insanın kendisini dışlanmış hissetmesine yol açabilir.
Gurbetçiler de bu ülkenin vatandaşlarıdır.
Onların çocukları da bu ülkenin çocuklarıdır.
Onların Türkiye'ye duyduğu sevgi de bu ülkenin ortak değeridir.
GURBETÇİYE “HOŞ GELDİN” DEMEK YERİNE “500 AVRO ÖDE” DEMEK...
Ben yıllarca Avrupa'da yaşayan Türklerin Türkiye ile kurduğu bağı yakından gördüm.
Gurbetçinin Türkiye'ye dönüş yolundaki heyecanını da gördüm.
Sınır kapısında kilometrelerce beklerken bile memleketine ulaşmanın sevincini yaşayan insanları gördüm.
Çocuklarına Türkiye'yi anlatan anne-babaları gördüm.
Avrupa'da doğmuş çocuklarını Türkiye'ye getirip memleketlerini tanıtmaya çalışan insanları gördüm.
Bu insanların Türkiye ile bağını güçlendirmek gerekirken...
“500 avro ver, öyle gir.”
demek bana göre büyük bir siyasi vizyonsuzluktur.
SİYASETÇİLERİN GÖREVİ DUVAR ÖRMEK DEĞİL, KÖPRÜ KURMAKTIR
Türkiye'nin Avrupa'daki vatandaşlarıyla ilişkisini güçlendirmesi gerekiyor.
Onları küstürmek değil.
Onları dışlamak değil.
Onları sadece döviz getiren insanlar olarak görmek hiç değil.
Gurbetçi ile Türkiye arasında zaten doğal bir bağ var.
Siyasetçinin görevi bu bağı parayla ölçmek değil, daha da güçlendirmektir.
Çünkü Türkiye'nin Avrupa'da milyonlarca gönüllü elçisi var.
Onları kaybetmek Türkiye'nin kazancı değildir.
SON SÖZÜM ŞUDUR:
Sayın Lütfü Türkkan...
Eğer gerçekten yurtdışında yaşayan Türk vatandaşlarından Türkiye'ye girişte 500 avro harç alınmasını önerdiyseniz, bunun gerekçesini millete anlatın.
Eğer ekonomik bir hesap yapıyorsanız, gurbetçinin Türkiye ekonomisine yaptığı toplam katkıyı da hesaba katın.
Eğer siyasi bir mesaj vermek istiyorsanız, milyonlarca gurbetçinin gönlünü kırmanın siyasi sonucunu düşünün.
Çünkü gurbetçi Türkiye'ye geldiğinde yalnızca bavul getirmiyor.
Memleket özlemi getiriyor.
Aile getiriyor.
Çocuklarının geleceğini getiriyor.
Yıllarca biriktirdiği Türkiye sevgisini getiriyor.
Ve o sevginin üzerine 500 avroluk bir fiyat etiketi yapıştırmak, Türkiye'nin ihtiyacı olan şey değildir.
Siyasetçi halkın öfkesini satın almaya değil, gönlünü kazanmaya çalışmalıdır.
Milletvekili olmak büyük bir makamdır.
Ama o makamın en büyük şartı da sözünün sorumluluğunu taşımaktır.
Çünkü bazen bir siyasetçinin söylediği tek cümle, binlerce insanın zihninde şu soruyu doğurur:
“Bizi gerçekten kendi ülkemizde istemiyorlar mı?”
İşte asıl tehlike budur.
Gurbetçiyi Türkiye'den soğutmak kolaydır.
Ama bir insanın memleket sevgisini yeniden kazanmasını sağlamak çok daha zordur.

