Türkiye’de uzun yıllardır dini, sosyal, ekonomik ve siyasi alanlarda etkili olan Süleymancı yapı hakkında bugün yaşanan gelişmeler, tartışmayı yeni ve çok daha ağır bir boyuta taşıdı.
13 Ağustos 2026 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütüldüğü bildirilen soruşturma kapsamında Alihan Kuriş’in de aralarında bulunduğu 49 şüpheli hakkında gözaltı, arama ve el koyma işlemleri başlatıldığı; 17 ilde 123 adrese yönelik operasyon gerçekleştirildiği ve ilk aşamada 30 kişinin gözaltına alındığı yönündeki bilgiler kamuoyuna yansıdı. Soruşturmanın özellikle mali yapı, şirketler, para hareketleri ve örgütsel hiyerarşi üzerinde yoğunlaştığı bildiriliyor.
Mesele artık yalnızca “bir cemaatin siyasi tercihi” tartışması olmaktan çıkıp, dini bir yapı ile organize suç yapılanması arasındaki sınırın nerede çizileceği sorusuna dönüşmüş durumda.
ASIL SORU: CEMAAT Mİ, PARA VE GÜÇ AĞI MI?
Süleymancılar, Süleyman Hilmi Tunahan'ın mirası üzerinden şekillenmiş, Türkiye merkezli ve dünya genelinde dini eğitim faaliyetleri bulunan bir yapı olarak tanımlanıyor. Alihan Kuriş ise son yıllarda bu yapının en üst düzey lideri olarak öne çıktı. Akademik ve kurumsal kaynaklarda da Kuriş, Süleymancılar hareketinin lideri olarak gösteriliyor.
Dolayısıyla bugün yapılması gereken, bütün Süleymancı tabanı veya dini eğitim faaliyetlerini suçlamak değil; eğer varsa, dini kimliğin arkasında oluşturulduğu iddia edilen kapalı ekonomik ve siyasi mekanizmayı ortaya çıkarmaktır. Devletin elbette bu konuda hassas davranacağını düşünüyorum.
Çünkü bir cemaatin milyonlarca insanla ilişkisinin bulunması tek başına suç değildir.
Ancak bir yapı;
* kamu kurumlarında kadrolaşmaya,
* ekonomik gücünü siyasi kararlar üzerinde kullanmaya,
* şirketler ve vakıflar üzerinden şeffaf olmayan para trafiği oluşturmaya,
* devlet içerisindeki görevliler üzerinde nüfuz kurmaya,
* hukukun dışında ayrı bir hiyerarşi oluşturmaya
başlıyorsa, bunun adı artık sadece dini faaliyet olarak tartışılamaz. Devletin güvenliği, varlığı, kamu düzeni korunmak zorundadır. Devletin geleceğini tehdit eden, bu yönde faaliyetlerde bulunan emperyalist dinamiklerle işbirliği yapan hiç bir yapı görmemezlikten gelinemez.
100 MİLYAR LİRALIK PARA HAREKETİ İDDİASI
Bugünkü operasyonla ilgili kamuoyuna yansıyan en dikkat çekici iddialardan biri MASAK incelemeleriyle bağlantılı olduğu görülüyor.
Soruşturma dosyasına dayandırılan haberlerde, bağlantılı kişi ve şirketler üzerinden 100 milyar TL'nin üzerinde bir para hareketinin yurt dışına çıkarıldığı yönündeki tespitlerin araştırıldığı belirtiliyor. Ancak bu rakamın suçtan elde edilen gelir olduğu veya tamamının hukuka aykırı biçimde transfer edildiği belirtiliyor.
İşte soruşturmanın en kritik noktası burası.
Çünkü 100 milyar TL gibi olağanüstü büyüklükte bir rakam söz konusuysa, kamuoyunun bilmek isteyeceği sorular çok açık:
- Bu para nereden geldi?
- Hangi şirketlerden geçti?
- Kimlere aktarıldı?
- Yurt dışına hangi yöntemlerle çıkarıldı?
Bu paranın ne kadarı ticari faaliyet, ne kadarı bağış, ne kadarı başka bir finansal işlem?
Ve en önemlisi:
Para hareketleri ile örgütsel yapı arasında hukuken kurulabilecek bir bağlantı var mı?
Bütün bu soruların cevabı soruşturmanın sonucuyla ortaya çıkacaktır.
SİYASETLE İLİŞKİSİ NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Süleymancı yapının siyasete etkisi yeni bir tartışma değil.
2018 seçimleri öncesinde Alihan Kuriş'in İYİ Parti'ye destek verdiğine ilişkin değerlendirmeler yapılmıştı. 2019 İstanbul seçimleri sonrasında ise Süleymancıların Ekrem İmamoğlu'na destek verdiğine ilişkin haberler ve tartışmalar geniş biçimde kamuoyuna yansıdı.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor:
Bir dini topluluğun seçimlerde herhangi bir adayı desteklemesi demokratik siyasetin içinde değerlendirilebilir.
Sorun, bunun ötesine geçilip geçilmediğidir.
Eğer bir cemaat, üyelerinin siyasi tercihlerini topluca belirlemeye, kamu görevlilerini etkilemeye, belediyelerden ekonomik veya imar avantajları elde etmeye ya da devlet içerisindeki kadrolar üzerinde hiyerarşik bir etki oluşturmaya çalışıyorsa, konu demokratik siyasi faaliyet olmaktan çıkar ve devlet düzeni açısından incelenmesi gereken bir mesele haline gelir.
2016 SONRASI DÖNÜŞÜM
Süleymancı yapı açısından 2016 sonrasındaki dönem ayrıca dikkat çekicidir.
Ahmet Arif Denizolgun'un ölümünün ardından Alihan Kuriş'in liderliğe gelmesiyle birlikte cemaat içinde ciddi görüş ayrılıklarının ortaya çıktığına ilişkin iddialar yıllardır kamuoyunda tartışılıyor.
Kuriş'in liderliğe geliş süreci, FETÖ ile bağlantı iddiaları ve Denizolgun'un ölümü hakkında çeşitli suçlamalar da ileri sürüldü.
FETÖ BENZERLİĞİ TARTIŞMASI
Türkiye'nin FETÖ tecrübesi, devlet açısından çok önemli bir ders ortaya çıkardı:
Dini veya sivil görünüm altında örgütlenen hiçbir yapı, devletin üzerinde veya devletin dışında bir güç merkezi haline gelmemelidir.
Ancak Süleymancılar ile FETÖ arasında doğrudan hukuki eşdeğerlik kurmak için de somut deliller ve yargı kararları sonucunda netleşecektir.
Son yıllarda bazı araştırmacılar ve gazeteciler, FETÖ mensuplarının Süleymancı yapı içerisinde etkili konumlara geldiğini iddia etti. Bu iddialar arasında geçmişte FETÖ bağlantısı nedeniyle hüküm giymiş bazı isimlerin Süleymancı çevrelerle ilişkileri bulunduğu yönündeki örnekler de yer aldı.
Bu nedenle soruşturmanın önemli başlıklarından biri şu olacaktır:
15 Temmuz sonrasında farklı cemaat ve dini yapılara sızdığı iddia edilen eski FETÖ mensupları gerçekten Süleymancı yapılanmanın içine yerleşti mi?
“BND VE MOSSAD” İDDİALARI
Son zamanlarda Süleymancılar olarak bilinen yapı hakkında “BND'nin imamı”, “MOSSAD'ın adamı” veya “yabancı istihbarat örgütünün yönettiği yapı” gibi ifadeler medyada sık sık yer almaya başlamıştır.
Bu nedenle bundan sonra yapılacak soruşturmalar, ve yargı süreci “Bu yapının yabancı istihbarat örgütleri ile bağlantısı iddiaları da elbette soruşturmanın araştırılması gereken başlıkları arasında olacaktır.
YAPININ ALMANYA BOYUTU
Süleymancıların Avrupa'daki yapılanması da ayrıca incelenmesi gereken bir alan.
Yapının Avrupa'da dini eğitim, cami, öğrenci yurdu ve sosyal faaliyetler üzerinden geniş bir organizasyon ağına sahip olduğu çeşitli kaynaklarda görülüyor. Avusturya'daki dini kuruluşlara ilişkin bir araştırma da Süleymancı hareketin Avrupa'daki faaliyetlerinin dini eğitim, camiler ve gençlere yönelik çalışmalar etrafında örgütlendiğini gösteriyor.
Avrupa'daki varlık ile yabancı istihbarat bağlantısı da soruşturmaların önemli bir parçası olacak gibi gözüküyor.
Burada yapılması gereken şey nettir:
Finansal kayıtlar incelenmeli, para kaynakları belirlenmeli, şirketler ve vakıflar arasındaki ilişkiler ortaya çıkarılmalı ve varsa yabancı devlet veya istihbarat bağlantıları somut delillerle araştırılmalı ve ortaya konmalıdır.
DEVLETİN İÇİNDE PARALEL BİR YAPI VAR MI?
Bugünkü operasyonun belki de en önemli sorusu budur.
2024 yılında Süleymancı yapı ile birlikte fotoğrafı yayımlanan Mersin Silifke Cumhuriyet Başsavcısı Selman Eskiler hakkında HSK tarafından soruşturma başlatıldığına ilişkin haberler yayımlanmıştı.
Elbette bu tek başına bir “paralel yapı” kanıtı değildir.
Fakat devlet görevlileri ile dini cemaatlerin üst düzey yöneticileri arasındaki ilişkiler sistematik hale geliyorsa, devlet açısından bunun incelenmesi gerekir.
Çünkü devlet memuru için esas olan herhangi bir cemaatin, tarikatın veya siyasi yapının değil, Anayasa'nın ve kanunun emrinde olmaktır.
ASIL TEHLİKE: DİNİ YAPI DEĞİL, DEVLET İÇİNDEKİ KRİPTO HİYERARŞİ
Burada da çok önemli bir ayrım yapılmalı.
Türkiye'de Süleymancıların tamamını suç örgütü ilan etmek başka şeydir; Alihan Kuriş etrafında oluşturulduğu iddia edilen belirli bir hiyerarşik yapının suç örgütü olup olmadığını soruşturmak başka şeydir.
Bugünkü operasyonun hukuki sonucu bu ayrımı belirleyecek.
Eğer savcılık;
* örgütsel hiyerarşi,
* mali suçlar,
* kara para aklama,
* yasa dışı para transferleri,
* sahte faturalandırma,
* kamu gücünün kötüye kullanılması,
* devlet içerisindeki yapılanma
gibi iddiaları somut delillerle ortaya koyarsa, Türkiye açısından son derece önemli bir dosya ortaya çıkacaktır.
Ama deliller bu iddiaları doğrulamazsa, operasyonun siyasi veya ideolojik bir tasfiye olarak değerlendirilmesi de ayrıca tartışılacaktır.
FETÖ'DEN SONRA TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜK SINAVI
FETÖ tecrübesinden sonra Türkiye'nin önündeki temel mesele şudur:
Devlet, herhangi bir dini veya ideolojik grubun devlete alternatif bir güç merkezi oluşturmasına izin verecek mi?
Cevap açık olmalıdır:
- Hayır.
Hukuk devleti açısından yapılması gereken; kim suç işlemişse onu belirlemek ve örgütlü suç varsa bütün bağlantılarıyla ortaya çıkarmaktır.
Bugünkü Alihan Kuriş operasyonu bu açıdan yalnızca bir cemaat operasyonu değildir.
Eğer soruşturma iddiaları kanıtlanırsa, bu dosya Türkiye'de dini cemaatlerin ekonomik gücü, siyasi nüfuzu, devlet kurumlarıyla ilişkileri ve uluslararası bağlantıları konusunda yeni bir dönemin başlangıcı olabilir.

