Berlin'de Christopher Street Day (CSD) etkinlikleri sırasında gerçekleştirilen kanlı araçlı saldırı Almanya'yı derinden sarstı. Bir kişinin hayatını kaybettiği, çok sayıda kişinin yaralandığı saldırı sonrasında Almanya'da bazı siyasetçiler ve medyanın bir bölümü, henüz soruşturma tamamlanmadan olayı doğrudan "radikal İslamcı terör" başlığı altında değerlendirmeye başladı.
Şüphesiz sivilleri hedef alan her saldırı lanetlenmeli, failleri hukuk önünde en ağır şekilde hesap vermelidir. Ancak böylesine kritik olaylarda, öfkenin ve siyasi reflekslerin sağduyunun önüne geçmesi, saldırıyı gerçekleştirenlerin asıl hedeflerine hizmet etme riskini de beraberinde getirir.
Terörün En Büyük Silahı: Toplumları Birbirine Düşürmek
Terör örgütlerinin tarihi incelendiğinde ortak bir amaç dikkat çeker. Sadece can almak değil; toplumları kutuplaştırmak, korku üretmek ve farklı inanç gruplarını birbirine düşman etmektir.
Berlin'deki saldırıya biraz istihbarat ve siyaset perspektifiyle bakıldığında şu soru ister istemez akla geliyor:
Bu saldırının gerçek hedefi sadece yürüyüşe katılan insanlar mıydı, yoksa Almanya'daki toplumsal barış mıydı?
Çünkü böylesine profesyonelce planlanan saldırılar çoğu zaman yalnızca fiziksel zarar vermeyi değil, siyasi ve toplumsal sonuç üretmeyi amaçlar.
En Kolay Hedef: İslam ve Müslümanlar
Saldırının ardından bazı siyasi isimlerin henüz soruşturma tamamlanmadan "Radikal İslamcı ideoloji toplumumuza savaş ilan etti" şeklindeki açıklamaları dikkat çekti.
Bu tür ifadeler, kamuoyunda büyük yankı uyandırsa da milyonlarca Müslümanı zan altında bırakabilecek bir algı oluşturma riski taşımaktadır.
Almanya'da yaşayan milyonlarca Müslüman onlarca yıldır bu ülkenin ekonomisine, sosyal hayatına ve kültürel zenginliğine katkı sunuyor. Çocuklarını bu ülkede yetiştiriyor, vergisini ödüyor, hukuk düzenine bağlı şekilde yaşamını sürdürüyor.
Hiçbir cami, hiçbir İslami kurum, hiçbir Müslüman sivil toplum kuruluşu sivilleri hedef alan böyle bir vahşeti meşru göremez.
Dolayısıyla bir terör eylemini bütün bir dine veya topluma mal etmek, hem hukuki hem de toplumsal açıdan son derece sakıncalıdır.
Profesyonel Bir Tezgâh mı?
Terör eylemlerinin en önemli özelliklerinden biri, saldırının kendisinden çok sonrasında oluşacak psikolojik atmosferi hedef almasıdır.
Bugün Avrupa'da yükselen yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı ve aşırı sağ hareketler dikkate alındığında, böyle bir saldırının ardından oluşacak toplumsal öfkenin hangi kesimleri hedef alacağı tahmin edilebilir.
Tam da bu nedenle saldırının en büyük kazananı, Avrupa ile İslam dünyasını karşı karşıya getirmek isteyen karanlık odaklar olabilir.
Eğer toplumlar birbirine düşman edilirse...
Eğer Avrupa'daki Müslümanlar potansiyel suçlu gibi görülmeye başlanırsa...
Eğer ayrımcılık ve nefret büyürse...
İşte o zaman terör gerçek amacına ulaşmış olacaktır.
Avrupa'daki Müslümanlar Bu Oyunun Farkında
Avrupa'da yaşayan Müslüman toplumlar geçmişte benzer provokasyonları defalarca yaşadı.
Her saldırının ardından milyonlarca insan töhmet altında bırakıldı.
Camiler saldırıya uğradı.
Başörtülü kadınlar hedef gösterildi.
Çocuklar okullarda ayrımcılığa maruz kaldı.
Oysa terörün dini olmaz.
Terörün milliyeti olmaz.
Terörün mezhebi olmaz.
Terör yalnızca nefretten beslenir.
Bu nedenle Avrupa'daki Müslüman toplumlar bugün yaşananların sadece bir güvenlik meselesi olmadığını, aynı zamanda toplumsal barışı hedef alan büyük bir provokasyon olabileceğinin farkındadır.
En Büyük Sorumluluk Siyaset Kurumunda
Elbette güvenlik güçleri olayın tüm yönlerini araştırmalı, saldırının arkasındaki yapı kim olursa olsun ortaya çıkarılmalıdır.
Ancak siyasetçilerin de soruşturma tamamlanmadan kullandıkları dil konusunda son derece dikkatli olmaları gerekir.
Çünkü liderlerin kullandığı her cümle milyonlarca insanın birbirine bakışını değiştirebilir.
Toplumları sakinleştirmek yerine kutuplaştıran söylemler, teröristlerin istediği zemini güçlendirebilir.
Saldırı Vahşi Bir Terör Eyleminden Daha Büyük Bir Tezgahtır.
Berlin'de yaşanan saldırı yalnızca masum insanlara yönelik vahşi bir terör eylemi değildir.
Aynı zamanda Avrupa'da birlikte yaşama kültürünü, toplumsal huzuru ve farklı inançların bir arada yaşama iradesini hedef alan kirli bir provokasyon olma ihtimali de ciddiyetle değerlendirilmelidir.
Bu nedenle yapılması gereken, saldırıyı bütün yönleriyle aydınlatmak; suçluları adalet önüne çıkarmak ve hiçbir dini, hiçbir toplumu peşinen suçlayan genellemelerden kaçınmaktır.
Çünkü terörün en büyük başarısı insanları birbirine düşürmektir.
En büyük yenilgisi ise toplumların sağduyusunu korumasıdır.
Avrupa'da yaşayan milyonlarca Müslümanın beklentisi de tam olarak budur: Yaşadıkları ülkelerin yöneticileri ve kamuoyu, provokasyonlara karşı soğukkanlı davranmalı; terörün kurmaya çalıştığı tuzağa düşmemelidir. Aksi halde zarar görecek olan sadece Müslümanlar değil, Avrupa'nın ortak yaşam kültürü ve demokratik değerleri olacaktır.
Hüseyin Dönmez
26 Temmuz 2026 Brüksel

