Dün Abdülhamid, Bugün Erdoğan... Peki Ya Yarın?
- Hüseyin Dönmez
Milletlerin kaderini bazen savaşlar değil, yapılan hatalar belirler.
Tarih bunun sayısız örneğiyle doludur.
Bugün Türkiye'de yaşanan siyasi tartışmaları izlerken, insanın aklına ister istemez Osmanlı Devleti'nin son yılları geliyor. Çünkü o gün yaşananlarla bugün yaşananlar arasında dikkat çekici benzerlikler bulunuyor.
Sultan II. Abdülhamid Han'a karşı oluşturulan cepheyi hatırlayın...
Birbirleriyle asla yan yana gelmeyecek çevreler aynı hedefte birleşmişti.
Kimisi ideolojik sebeplerle, kimisi kişisel hırslarıyla, kimisi dış güçlerin etkisiyle, kimisi de kör bir öfkeyle hareket ediyordu.
Ortak sloganları ise aynıydı:
"Abdülhamid gitsin!"
Peki sonra ne oldu?
Abdülhamid gitti...
Ama sadece Abdülhamid gitmedi.
Balkanlar gitti.
Yemen gitti.
Kafkaslar gitti.
Ortadoğu gitti.
Milyonlarca insan yurtlarından oldu.
Yüz binlerce Mehmetçik toprağa düştü.
Kosova'dan Şam'a, Selanik'ten Kudüs'e kadar uzanan büyük bir medeniyet coğrafyası elimizden kayıp gitti.
Çünkü bazıları yıkmaya odaklanmıştı ama sonrasını düşünmemişti.
Bugün aynı soruyu yeniden sormak gerekiyor:
Türkiye'nin geleceği üzerine planı olanlar mı konuşuyor, yoksa sadece Erdoğan karşıtlığı üzerinden siyaset yapanlar mı?
Elbette hiçbir siyasetçi eleştiriden muaf değildir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan da eleştirilebilir.
Yanlışları söylenebilir.
Eksikleri ortaya konulabilir.
Ancak mesele eleştiriyi aşarak "Erdoğan gitsin de ne olursa olsun" noktasına geliyorsa, işte orada durup düşünmek gerekir.
Çünkü tarih bize gösteriyor ki devletler lider değişiklikleri nedeniyle değil, ortaya çıkan güç boşlukları nedeniyle ağır bedeller öderler.
Bugün Türkiye'nin karşı karşıya olduğu tablo sıradan değildir.
Sınırlarımızın hemen ötesinde savaşlar sürüyor.
Terör örgütleri hâlâ faaliyet gösteriyor.
Küresel güçler bölgeyi yeniden şekillendirmeye çalışıyor.
Ekonomik baskılar devam ediyor.
Böylesine kritik bir dönemde Türkiye'nin içeride kutuplaştırılması, zayıflatılması ve istikrarsızlaştırılması kimin işine yarar?
Bu sorunun cevabı üzerinde herkesin samimiyetle düşünmesi gerekir.
15 Temmuz gecesi Türk milleti tarihi bir ders verdi.
Tankların karşısına çıkan insanlar yalnızca bir hükümeti değil, devletlerini savundular.
O gece ortaya çıkan gerçek şuydu:
Türkiye artık eski Türkiye değildir.
Bu millet artık oynanan oyunları daha iyi görüyor.
Kimin eleştiri yaptığını, kimin operasyon çektiğini ayırt edebiliyor.
Kimin Türkiye için mücadele ettiğini, kimin Türkiye üzerinden hesap yaptığını daha net okuyabiliyor.
Bugün yapılması gereken şey körü körüne taraf tutmak değildir.
Yapılması gereken, Türkiye'nin çıkarlarını merkeze koymaktır.
Yanlış varsa söylemek...
Eksik varsa dile getirmek...
Ama ülkenin geleceğini hedef alan odaklarla aynı safta yer almamaktır.
Çünkü mesele Erdoğan meselesi değildir.
Mesele Türkiye meselesidir.
Tarih bazen milletlerin önüne aynı sınavı iki kez koyar.
Soru değişmez.
Sadece isimler değişir.
Dün Abdülhamid vardı.
Bugün Erdoğan var.
Yarın başka biri olacak.
Fakat değişmeyen tek gerçek şudur:
Devlet yıkılırsa, siyasi tartışmaların hiçbir anlamı kalmaz.
Bu yüzden tarih okumak yetmez.
Tarihten ibret almak gerekir.
Aksi halde geçmişte yapılan hataların bedelini gelecek nesiller ödemeye devam eder.
Ve o gün geldiğinde herkes kendisine şu soruyu soracaktır:
"Biz o kritik dönemde Türkiye'nin yanında mı durduk, yoksa onu zayıflatmak isteyenlerin değirmenine mi su taşıdık?"
İşte tarihin vereceği hüküm de bu sorunun cevabında saklıdır.

