Haberin yayım tarihi
2026-10-01
Haberin bulunduğu kategoriler

VAH MEMLEKETİM VAH!

Çürüme Paradan Önce Güveni Vuruyor....

Bir ülkeyi yalnızca enflasyon, işsizlik, döviz kuru ya da bütçe açığı yıkmaz.

Bir ülkeyi asıl yıkan, insanların birbirine ve kurumlarına olan güvenini kaybetmesidir.

Bugün Türkiye’nin en ağır sorunlarından biri tam da budur.

Her gün yeni bir soruşturma…

Yeni bir gözaltı…

Yeni bir tutuklama…

Yeni bir milyonluk, milyarlık iddia…

Ve bütün bunların arasında giderek büyüyen tek bir soru:

Biz bu hale nasıl geldik?

Son olarak İstanbul’da yürütülen sermaye piyasası soruşturmasında beş şüphelinin daha tutuklanmasıyla dosyadaki tutuklu sayısının 61’e yükseldiği bildirildi.

Bu rakam elbette tek başına suçluluk anlamına gelmez. Her şüpheli açısından hukuk önündeki süreç ve masumiyet karinesi geçerlidir.

Ama 61 kişilik bir tutuklu sayısına ulaşan soruşturmanın ortaya çıkardığı tabloyu da görmezden gelemeyiz.

Çünkü mesele artık yalnızca birkaç kişinin ne yaptığı değildir.

Mesele, bu tür yapıların nasıl oluşabildiğidir.

BU ÜLKEDE SADECE PARA MI KAYBOLUYOR?

Hayır.

Para kaybolduğunda yeniden kazanılabilir.

Şirketler batabilir, yeniden kurulabilir.

Maddi zararlar zaman içinde telafi edilebilir.

Ama güven kaybolduğunda onu yeniden inşa etmek yıllar alır.

Vatandaş bankaya güvenmiyorsa…

Yatırımcı piyasaya güvenmiyorsa…

Genç insan geleceğine güvenmiyorsa…

İş insanı hukukun herkese eşit uygulanacağına inanmıyorsa…

Vatandaş devlet kurumlarının gerçekten denetlendiğine inanmıyorsa…

Orada çok daha büyük bir problem vardır.

Çünkü devletin görünmeyen sermayesi paradır değil.

Güvendir.

SAHTEKÂRLIK KÜÇÜK BİR YERDEN BAŞLAR, SİSTEME YAYILIR

Toplumdaki bozulmayı yalnızca büyük dosyalarda aramak da doğru değildir.

Küçük bir hileyi “Ne olacak canım?” diyerek normalleştiren anlayış ile milyonlarca liralık usulsüzlüğü meşrulaştıran anlayış arasında, sanıldığından daha ince bir çizgi vardır.

Vergiden kaçırmayı marifet saymak…

Başkasının hakkını kendi hakkı gibi görmek…

Torpili “işini bilen adam” olarak tanımlamak…

İhaleyi liyakatten değil ilişkiden beklemek…

Devlet malını sahipsiz görmek…

Kamu görevini kişisel çıkar kapısı olarak değerlendirmek…

Bunların her biri aynı hastalığın farklı belirtileridir.

Ve en tehlikelisi de şudur:

Toplum yanlış olana alışmaya başladığında, yanlış artık yanlış olmaktan çıkar; sıradanlaşır.

İşte çürümenin en tehlikeli aşaması budur.

SORUN SADECE KÖTÜ İNSANLAR DEĞİL, KÖTÜ İŞLEYEN SİSTEMDİR

Her ülkede dürüst olmayan insanlar vardır.

Her ülkede dolandırıcı da çıkar, hırsız da çıkar, görevini kötüye kullanan kamu görevlisi de çıkar.

Mesele bunların varlığı değildir.

Asıl mesele şudur:

Sistem bunları ne kadar erken fark ediyor ve ne kadar etkili biçimde engelliyor?

Çünkü güçlü devlet, hiç suç işlenmeyen devlet değildir.

Güçlü devlet, suç işlendiğinde bunu ortaya çıkarabilen; delili toplayabilen; bağımsız biçimde soruşturabilen; suç sabit olduğunda kim olduğuna bakmadan hukuk içinde gereğini yapabilen devlettir.

Şeffaflık bunun için vardır.

Bağımsız denetim bunun için vardır.

Özgür basın bunun için vardır.

Bağımsız yargı bunun için vardır.

Hesap verebilirlik bunun için vardır.

RAKAMLAR DA BİR ŞEY SÖYLÜYOR

Transparency International'ın 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi'nde Türkiye 31/100 puanla 182 ülke arasında 124. sırada bulunuyor. Kuruluş ayrıca Türkiye'nin 2012'den bu yana endekste belirgin gerileme yaşayan ülkeler arasında olduğunu belirtiyor. Bu endeks doğrudan gerçekleşmiş yolsuzluk vakalarının sayısını ölçmüyor; kamu sektöründeki yolsuzluğa ilişkin algı ve uzman değerlendirmelerini ölçüyor.

Daha da dikkat çekici olan, Transparency International'ın Türkiye için hazırladığı kurumsal değerlendirmelerde kamu kurumlarının önemli bölümünün zayıf olarak değerlendiriliyor olması ve kamu görevlilerinin mal varlığı bildirimlerinin kamuya açık olmaması gibi sorunların vurgulanmasıdır.

Bunlar küçümsenecek göstergeler değildir.

Çünkü yolsuzluk yalnızca cebimizden çıkan para değildir.

Yolsuzluk, adalet duygusundan çalınan paradır.

EN TEHLİKELİ CÜMLE: “HERKES YAPIYOR”

Toplumların çöküşü çoğu zaman büyük sloganlarla başlamaz.

Bazen tek bir cümleyle başlar:

“Herkes yapıyor.”

Herkes torpil yapıyor…

Herkes vergi kaçırıyor…

Herkes bir yerlerden işini hallediyor…

Herkes devletin malından biraz alıyor…

Herkes birilerini kullanıyor…

Herkes bir şekilde köşeyi dönüyor…

İşte bu cümleler çoğaldıkça ahlakın sınırları da sessizce geriye çekilir.

Dün ayıp olan bugün normal olur.

Dün suç sayılan davranış bugün “uyanıklık” diye anlatılır.

Dürüst insan ise saf yerine konulmaya başlar.

İşte bir toplum için bundan daha tehlikeli bir dönüşüm zor bulunur.

SİYASETÇİDEN VATANDAŞA KADAR HERKES İÇİN AYNI HUKUK

Burada en önemli meselelerden biri de seçici adalet algısının ortadan kaldırılmasıdır.

Kim olursa olsun…

Siyasetçi…

Bürokrat…

İş insanı…

Bankacı…

Spor yöneticisi…

Sanatçı…

Gazeteci…

Veya sıradan vatandaş…

Hukukun karşısında herkes aynı ölçüye tabi olmalıdır.

Çünkü hukuk kişiye göre değişmeye başladığında, hukuk olmaktan çıkar.

Bir ülkede güçlü olanın hukuku başka, güçsüzün hukuku başka olamaz.

Adaletin terazisi kişiye göre eğilip bükülüyorsa, o terazinin artık kimseye güven vermesi beklenemez.

ASIL SORU: KİM TUTUKLANDI DEĞİL, KİMSE NASIL DUR DİYEMEDİ?

Bugün haber bültenlerinde isimleri görüyoruz.

Gözaltılar…

Tutuklamalar…

Soruşturmalar…

Şirketler…

Para hareketleri…

Finansal ilişkiler…

Ancak gazeteciliğin görevi yalnızca isimleri sıralamak değildir.

Daha büyük soruyu sormaktır:

Bu yapı nasıl oluştu?

Kim denetledi?

Kim görmedi?

Kim gördü de sustu?

Hangi mekanizmalar çalışmadı?

Hangi boşluklardan yararlanıldı?

Denetim neden zamanında yapılmadı?

Ve daha önemlisi:

Aynı şeyin yarın tekrar yaşanmaması için ne değişecek?

Çünkü yalnızca insanları değiştirmek yetmez.

Eğer sistem aynı kalırsa, isimler değişir ama hikâye değişmez.

BU ÜLKENİN TEMİZ BİR NEFES ALMAYA İHTİYACI VAR

Türkiye'nin ihtiyacı yeni skandallar değil.

Yeni soruşturmalar da tek başına çözüm değil.

Asıl ihtiyaç; şeffaflık, liyakat, bağımsız denetim, hesap verebilirlik ve hukuk güvenliğidir.

Devletin parasının hesabı sorulmalıdır.

Kamu ihaleleri şeffaf olmalıdır.

Siyasetin finansmanı denetlenmelidir.

Kamu görevlilerinin mal varlıkları konusunda gerçek anlamda şeffaflık sağlanmalıdır.

Denetim kurumları siyasi veya kişisel ilişkilerden bağımsız çalışmalıdır.

Basın, gördüğü yanlışı korkmadan sorgulayabilmelidir.

Ve yargı, toplumun bütün kesimlerine aynı hukuk ölçüsüyle yaklaşmalıdır.

Bunlar bir siyasi partinin değil, hukuk devletinin asgari şartlarıdır.

ÇÜNKÜ BU MEMLEKET BİZİM

Türkiye'nin sorunu yalnızca birkaç dolandırıcının, birkaç kötü niyetli yöneticinin veya birkaç şaibeli finansal işlemin sorunu değildir.

Sorun daha derindedir.

Bir toplumun doğrulukla yanlışlık arasındaki sınırı kaybetmesi, bütün geleceğini tehlikeye atar.

Çocuklarımıza “dürüst olun” deyip onların karşısına dürüstlüğün kaybettiği bir düzen koyamayız.

Gençlere “çok çalışın” deyip liyakat yerine bağlantıların öne çıktığı bir sistem bırakamayız.

Vatandaştan vergi isteyip kamu parasının hesabını sormaktan vazgeçemeyiz.

Ve insanlardan hukuka saygı bekleyip hukukun herkes için aynı olduğuna dair güveni zayıflatamayız.

Türkiye'nin yeniden ihtiyacı olan şey yalnızca ekonomik büyüme değildir.

Ahlaki bir toparlanmadır.

Kurumsal bir onarımdır.

Hukuka yeniden güvenmektir.

Çünkü devletin kasası boşalırsa para bulunabilir.

Ama insanların devlete olan güveni boşalırsa, onu doldurmak çok daha zordur.

Ve bugün hepimizin kendisine sorması gereken soru belki de budur:

Biz çocuklarımıza nasıl bir Türkiye bırakacağız?

Yolsuzluğun “normal”, torpilin “marifet”, sahtekârlığın “uyanıklık”, dürüstlüğün ise “saflık” kabul edildiği bir Türkiye mi?

Yoksa yanlış yapanın kim olduğuna bakılmaksızın hesabının sorulduğu, dürüst insanların kendisini yalnız hissetmediği, hukukun güçlüden değil haklıdan yana olduğu bir Türkiye mi?

Karar bizim değil; hepimizin ortak sorumluluğudur.

Ama bir gerçek var:

Bir ülkenin geleceği, yalnızca iktidarların değil, toplumun neyi normal kabul ettiğinin de aynasıdır.

Vah memleketim, vah…

Ne olacak senin halin?

Son Haberler

Hits: [srs_total_pageViews] Visitors: [srs_total_visitors]
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.