- Salih Altınışık
Siyaset, yalnızca seçim kazanma sanatı değildir. Aynı zamanda aidiyet inşa etme, güven üretme ve nesiller boyunca yaşayacak bağlar kurabilme kabiliyetidir. Devletler, sadece sınırları içinde yaşayan nüfusları kadar değil; dünyanın dört bir yanında yaşayan vatandaşlarıyla kurdukları ilişkinin gücü kadar da etkili olurlar.
Türkiye'nin son çeyrek asırda elde ettiği en önemli stratejik kazanımlardan biri, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızla kurduğu güçlü bağdır. Cumhurbaşkanımız Sn. Recep Tayyip Erdoğan'ın yıllarca dile getirdiği, "Bulunduğunuz ülkelerde güçlü olun, kimliğinizi ve kültürünüzü koruyun." anlayışı yalnızca bir siyasi söylem değildi. Bu yaklaşım, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı Türkiye'nin doğal uzantısı olarak gören yeni bir devlet vizyonunun ifadesiydi. Bunun karşılığı da sandıkta açık biçimde görüldü. Bugün yurt dışında seçmen kütüğüne kayıtlı seçmen sayısı 3,4 milyonu aşmış durumda. 2023 seçimlerinde 1,8 milyondan fazla vatandaşımız oy kullandı. Bu rakamlar, artık Türkiye'deki birçok ilin seçmeninden daha büyük bir demokratik kitlenin oluştuğunu göstermektedir.
Ancak asıl mesele oy değildir. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız; Türkiye'nin ekonomik gücüne yatırım yapan, ihracat kapıları açan, bilimde, akademide, sanatta ve girişimcilikte ülkemizi temsil eden büyük bir beşeri sermayedir. Onların bulundukları ülkelerde elde ettikleri başarılar, Türkiye'nin uluslararası itibarına doğrudan katkı sunmaktadır. İşte tam da bu nedenle son yıllarda ortaya çıkan bazı gelişmeler dikkatle değerlendirilmelidir.
2018 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde AK Parti yurt dışı oylarının yaklaşık yüzde 52,5'ini alırken, 2023 seçimlerinde bu oran yüzde 44,3'e geriledi. AK Parti hala açık ara birinci parti olsa da yaklaşık sekiz puanlık gerileme, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir siyasi uyarıdır. Bu tabloyu yalnızca ekonomik şartlarla açıklamak eksik olur. Devlet ile vatandaş arasındaki ilişki sadece seçim meydanlarında kurulmuyor. Günlük hayatta karşılaşılan bürokratik işlemler, vatandaşlık hizmetleri, konsoloslukların etkinliği, askerlik uygulamaları ve temsil duygusu bu ilişkinin en önemli belirleyicileridir.
Bugün artık ertelenmemesi gereken iki temel mesele bulunmaktadır. Bunlardan ilki, yurt dışı seçim bölgesinin oluşturulmasıdır. 3,4 milyondan fazla seçmeni bulunan bir topluluk, Türkiye'deki birçok ilden daha büyük bir demokratik ağırlığa sahiptir. Buna rağmen kendi milletvekillerini doğrudan seçme hakkına sahip değildir. Oy kullanmaktadır; ancak kendi meselelerini doğrudan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde takip edecek bir temsil mekanizması bulunmamaktadır. Oysa Fransa, İtalya, Portekiz, Hırvatistan ve bazı diğer ülkeler, yurt dışında yaşayan vatandaşları için ayrı seçim çevreleri oluşturarak bu eksikliği gidermiştir. Bu talep herhangi bir ayrıcalık değildir. Bu talep, demokrasinin en temel ilkelerinden biri olan temsilde adalet ilkesinin doğal sonucudur. Temsil edilmeyen toplumlar zamanla kendilerini karar alma süreçlerinden uzak hissederler. Bu sadece siyasi bir sorun değildir; aidiyet duygusunu zayıflatan sosyolojik bir kırılmadır.
İkinci mesele ise dövizle askerlik ücretidir. Devletin askerlik sistemini mali dengeler içerisinde yürütmesi elbette doğaldır. Ancak yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız için belirlenen askerlik bedelinin uzun yıllardır yüksek bulunması yalnızca ekonomik bir tartışma değildir. Bu konu, devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisini doğrudan etkileyen sembolik bir meseledir. Yurt dışında çocuklarına Türkçe öğreten, milli ve manevi değerlerini yaşatmaya çalışan, Türkiye ile bağını korumak için büyük fedakarlık gösteren aileler; yüksek askerlik bedellerini yalnızca mali bir yük olarak görmüyor. Aynı zamanda "Devletimiz bizi sadece yükümlülükler söz konusu olduğunda mı hatırlıyor?" sorusunu da soruyor. İşte burada yapılan hata yalnızca mali değildir. Bu, aynı zamanda sosyolojik bir hatadır. Çünkü vatandaşlık bağı muhasebe cetvelleriyle ölçülemez. Devlet, vatandaşına bütçe kalemi olarak değil; milletin ayrılmaz bir parçası olarak bakmalıdır. Askerlik ücretinin yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın şartları dikkate alınarak yeniden düzenlenmesi bir ayrıcalık değil; güçlü devlet anlayışının gereğidir.
Çünkü bugün alınan kararlar sadece bugünkü seçmeni değil, ikinci, üçüncü ve dördüncü kuşakların Türkiye ile kuracağı bağı da belirlemektedir.
Siyaset biliminin en temel gerçeklerinden biri olan güven, söylemle kazanılır; adaletli uygulamalarla korunur. Bugün ihtiyaç duyulan şey yeni sloganlar değil; yeniden güven üretecek güçlü adımlardır.
Yurt dışı seçim bölgesinin hayata geçirilmesi, askerlik uygulamasının hakkaniyet temelinde yeniden değerlendirilmesi ve vatandaş odaklı kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi; sadece siyasi destek açısından değil, Türkiye'nin uzun vadeli stratejik çıkarları açısından da zorunluluktur. Çünkü yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız Türkiye'nin yükü değildir. Onlar Türkiye'nin dünyaya açılan yüzüdür. Onlar ekonomik gücüdür. Onlar kültürel hafızasıdır. Onlar gönüllü elçileridir. Onları yalnızca seçim zamanlarında hatırlamak siyasi bir eksikliktir. Onları maliyet hesabına indirgemek bürokratik bir yanlıştır. Onların sesini duymamak ise tarihi bir hatadır.
Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın devlete ihtiyacı olduğu kadar, Türkiye'nin de onlara ihtiyacı vardır ve güçlü devletler, en uzaktaki vatandaşına kendisini en yakın hissettirebilen devletlerdir.

