Bazı insanlar vardır; aramızdan ayrıldıklarında yalnızca bir insanı kaybetmiş olmayız.
Onlarla birlikte bir ses, bir nefes, bir hatıra ve bir kültürün önemli bir parçası da sessizliğe bürünür.
Ama gerçek sanatçılar vardır ki, ölüm onların sesini susturamaz.
Çünkü onlar, eserleriyle yaşamaya devam eder.
Ali Ekber Çiçek de işte böyle bir büyük ustaydı.
5 Haziran 1935'te Erzincan'ın Ulalar köyünde dünyaya gelen Ali Ekber Çiçek'in hayatı, daha çocukluk yıllarında büyük acılarla sınandı. Henüz küçük yaşlardayken 1939 Erzincan Depremi'nde babasını kaybetti. Maddi imkânsızlıklar nedeniyle eğitimini sürdüremedi; hayatını kazanmak için rençberlik yaptı.
Fakat yoksulluk onun hayallerini öldüremedi.
Çünkü onun yüreğinde başka bir dünya vardı.
Türkülerin dünyası...
Bağlamayla tanıştı. Cemlerde duyduğu deyişler ve ezgiler, onun ruhunda derin izler bıraktı. Belki okul sıralarında uzun yıllar okuyamadı ama hayatın en ağır okulundan geçti. Acıyı gördü, gurbeti yaşadı, emeği tanıdı, yoksulluğu tattı.
Ve bütün bunları sazının teline, sesinin rengine ve türkülerine taşıdı.
İstanbul'a göç ettiğinde artık hayatının yönü belliydi.
Müzik...
Halk müziği...
Ve insanın yüreğine dokunan türküler...
Askerlik sonrasında TRT'nin açtığı sınavı kazanarak Ankara Radyosu ve Yurttan Sesler Korosu'na katılması, onun sanat hayatında yeni bir dönemin başlangıcı oldu.
Fakat Ali Ekber Çiçek yalnızca türkü söyleyen bir sanatçı değildi.
O, türkülerimizin hafızasını taşıyan bir derlemeciydi.
35 yılı aşkın sanat hayatında 400'den fazla türküyü derleyerek Türk Halk Müziği'ne kazandırdı. Bugün pek çok sanatçının seslendirdiği eserlerde onun emeği, onun izi, onun nefesi vardır.
İşte gerçek sanatçılık biraz da budur.
Kendisinden sonrakilere bir miras bırakmak...
Kendisinden önce söylenenleri unutturmamak...
Ve kendi sesini, halkın ortak hafızasına katabilmek...
Ali Ekber Çiçek bunu başardı.
Ama onun adı denildiğinde akıllara gelen bir eser vardır ki, artık o eser yalnızca bir türkü değildir:
“Haydar Haydar...”
On dört bin yıl gezmiş bir gönlün, insanın varoluşuna, aşkına, derdine ve hakikati arayışına dokunan o eşsiz ezgi...
Bağlamanın tellerinden yükselen her nota, insanın yüreğinde başka bir kapı açar.
Kimi zaman bir sızı...
Kimi zaman bir özlem...
Kimi zaman bir teslimiyet...
Kimi zaman da tarifsiz bir hüzün bırakır.
Ali Ekber Çiçek'in büyüklüğü de burada saklıdır.
O, halkın acısını yalnızca söylemedi.
O acıya ses oldu.
Gurbeti yalnızca anlatmadı.
Gurbetin kendisini dinleyene hissettirdi.
Sevdayı yalnızca dile getirmedi.
Sevdayı sazının tellerinde yaşattı.
Bu yüzden Ali Ekber Çiçek'in türkülerini dinlerken yalnızca bir sanatçıyı dinlemeyiz.
Bir halkın hikâyesini dinleriz.
Anadolu'nun yollarını...
Gurbeti...
Yoksulluğu...
Sevdayı...
Ayrılığı...
İnancı...
İnsanın bitmeyen arayışını...
Ve bazen kendi içimizde sakladığımız, kimseye anlatamadığımız acıları dinleriz.
Çünkü büyük sanatın sırrı budur:
Sanatçı kendi hikâyesini anlatırken aslında hepimizin hikâyesine dokunur.
TAHTAKUŞLAR'DA BİR USTA YATIYOR
Ali Ekber Çiçek, 26 Nisan 2006'da, 70 yaşında aramızdan ayrıldı.
Fakat onun son durağı da hayatı kadar anlamlı oldu.
Büyük usta, Balıkesir'in Edremit ilçesine bağlı Güre'deki Tahtakuşlar Köyü'nde, seçkin ve güzel bir tepede toprağa verildi.
Bugün o tepede yalnızca bir mezar bulunmuyor.
Orada Anadolu'nun büyük bir sesi yatıyor.
Orada yüzlerce türkünün hafızası yatıyor.
Orada bağlamayı bir müzik aletinden çok daha öteye taşıyan bir ustanın hatırası yatıyor.
Ve belki de en güzeli...
O tepeden Kazdağları'nın eteklerine, Edremit Körfezi'nin eşsiz coğrafyasına bakarken insanın aklına onun türküleri geliyor.
Sanki rüzgâr, ustanın sazından kopup gelen ezgileri taşıyor.
Sanki dağlar, onun sesine yeniden yankı oluyor.
Sanki Tahtakuşlar'ın sessizliği, büyük ustanın türkülerini hâlâ dinliyor.
İşte bu yüzden Ali Ekber Çiçek'in mezarı sadece bir mezar değildir.
O tepe, Türk Halk Müziği'nin önemli bir hafıza mekânıdır.
Bir gün yolunuz Edremit'e, Güre'ye, Tahtakuşlar'a düşerse; o tepeye çıkıp büyük ustanın mezarı başında bir an durun.
Belki hiçbir şey söylemeyin.
Sadece sessizce bekleyin.
Sonra içinizden bir türkü geçecektir.
Belki “Haydar Haydar”...
Belki “Gönül Gel Seninle Muhabbet Edelim”...
Belki de hayatınızın bir yerinde size dokunmuş başka bir Ali Ekber Çiçek türküsü...
O zaman anlayacaksınız.
Bazı insanlar ölmez.
Onlar sazlarda yaşar.
Türkülerde yaşar.
Dağlarda, rüzgârda, gönüllerde yaşar.
Ve her yeni nesil onların eserlerini söylediğinde yeniden doğarlar.
Bugün Ali Ekber Çiçek'i anarken yalnızca bir sanatçıyı değil, Anadolu'nun ortak hafızasına ömrünü adamış büyük bir ustayı anıyoruz.
Hayatı boyunca çektiği onca acıya rağmen müzikten kopmayan, türkülerimizi derleyen, koruyan ve milyonlara ulaştıran o güzel insanı...
Büyük Üstat Ali Ekber Çiçek'i saygı, rahmet ve minnetle anıyorum.
Sazın susmasın usta...
Türkülerin eksilmesin...
Bıraktığın o güzel miras, nesilden nesile yaşamaya devam etsin.
Nur içinde yat büyük üstat.
Tahtakuşlar'ın o güzel tepesinde bedenin toprağa, sesin ise sonsuzluğa emanet...
Haydar Haydar'ın sesi, Anadolu'nun göğünde daha nice yıllar yankılansın.




