Haberin yayım tarihi
2026-09-08
Haberin bulunduğu kategoriler

ALTINOLUK’TA UTANÇ VERİCİ GÖRÜNTÜ

Bir beldenin tarihi, rantın ve ilgisizliğin gölgesinde yok oluyor.

Balıkesir’in Edremit ilçesine bağlı Altınoluk’la yaklaşık 35 yıllık bir geçmişim var.

1990’lı yıllardan bu yana yaz tatillerimi burada geçiriyorum. Mütevazı bir dairede, yıllar boyunca ailemizle birlikte biriktirdiğimiz birbirinden güzel hatıralarımız var. Altınoluk benim için yalnızca bir tatil beldesi değil; geçmişten bugüne uzanan, hayatımızın bir parçası hâline gelmiş özel bir yer.

Belki de bu nedenle, yıllar içerisinde Altınoluk’un yaşadığı değişimi izlemek benim için çok daha acı verici.

Çünkü Altınoluk’un sahip olduğu eşsiz güzelliklerin, tarihi dokunun ve doğal zenginliklerin giderek rant anlayışına, betonlaşmaya ve vahşi bir tüketim kültürüne teslim edildiğini görmek insanın içini acıtıyor.

Bir zamanlar doğasıyla, tarihiyle, taş evleriyle, dar sokaklarıyla ve eşsiz manzarasıyla insanı kendisine hayran bırakan Altınoluk, bugün giderek başka bir kimliğe bürünüyor.

Ve asıl soru şu:

Biz Altınoluk’u gelecek nesillere miras olarak mı bırakacağız, yoksa tüketip geride beton yığınları ve unutulmuş tarihi yapılar mı bırakacağız?

ALTINOLUK SADECE BİR TATİL BELDESİ DEĞİL

Bugün Altınoluk, yaz aylarında nüfusu katlanan önemli bir turizm merkezidir.

Kış aylarında yaklaşık 15-20 bin civarında olan yerleşik nüfus, yaz döneminde tatilciler ve yazlıkçılarla birlikte yüz binlerce kişiye ulaşabilmektedir.

Edremit Körfezi'nin tamamında ise yaz aylarında nüfus ve insan hareketliliği çok daha büyük boyutlara çıkmaktadır.

Bu tablo bize aslında çok önemli bir şey söylüyor:

Altınoluk sadece burada yaşayanların değil, her yıl yüz binlerce insanın ortak değeridir.

Fakat böylesine yoğun ilgi gören bir yerde, ekonomik hareketlilik kadar kültürel mirasa da yatırım yapılması gerekmiyor mu?

ALTINOLUK’UN ASIL ZENGİNLİĞİ BETON DEĞİL, TARİHİDİR

Altınoluk’un eski adı Papazlık.

1927 yılında Altınoluk adını alan bu yerleşim, Kazdağları’nın eteklerinde, Ege’nin eşsiz manzarasına karşı kurulmuş tarihi bir hazine niteliğinde.

Eski köyün dar sokaklarında yürüdüğünüzde Rum ve Osmanlı mimarisinin izlerini taşıyan taş yapılarla karşılaşıyorsunuz.

Taş evler...

Ahşap detaylar...

Cumbalar...

Eski sokaklar...

Köy meydanı...

Ve geçmişten bugüne ulaşabilmiş yapılar...

Bütün bunlar Altınoluk’un kimliğini oluşturuyor.

Abdullah Efendi Konağı gibi sivil mimari örnekleri, eski köy dokusu, köy meydanı ve çevredeki tarihi alanlar Altınoluk’un yalnızca turistik değil, aynı zamanda kültürel bir değer olduğunu ortaya koyuyor.

Dahası, Altınoluk ve çevresi Antandros Antik Kenti gibi çok önemli arkeolojik miraslara da ev sahipliği yapıyor.

Şahindere Kanyonu, Mıhlı Çayı, Başdeğirmen Köprüsü, Sütüven Şelalesi ve Hasan Boğuldu gibi doğal ve kültürel değerler ise bu coğrafyanın zenginliğini daha da artırıyor.

Yani Altınoluk’un gerçek serveti yalnızca denizi ve güneşi değil.

Altınoluk’un asıl serveti tarihidir, doğasıdır, kültürüdür ve kimliğidir.

FAKAT TARİHİMİZE NASIL SAHİP ÇIKIYORUZ?

Geçtiğimiz günlerde ailece Altınoluk Eski Köy merkezinde bir çay içmek istedik.

Sahil bölgesinde son yıllarda hızla gelişen yeni yapılaşmaya kıyasla eski köyün sakinliği, manzarası ve atmosferi insana hâlâ huzur veriyor.

Arabamızı park ettiğimiz yerin hemen karşısında bulunan tarihi hamam dikkatimi çekti.

“Yıllardır buradayım, ilk defa daha yakından bakayım” dedim.

Keşke bakmasaydım...

Çünkü karşılaştığım manzara gerçekten utanç vericiydi.

Halk arasında “Roma Hamamı” olarak bilinen ancak Cumhuriyet döneminde kullanıma açılan yapı son derece bakımsız durumdaydı.

Daha da kötüsü, yapının iç kısmı adeta bir fosseptik çukuruna dönmüş.

Ağır ve kötü bir koku...

İçeri giren insanların bıraktığı pislikler...

Tarihi bir yapının, insanların ihtiyaçlarını giderdiği bir yere dönüşmesi...

Burası bizim tarihimiz değil mi?

Bu yapı bizim kültürel mirasımız değil mi?

Bir zamanlar insanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla inşa edilen bir yapı, bugün neden kendi kaderine terk edilmiş durumda?

Üstelik yapının gerçek tarihinin 1929 yılına, yani Cumhuriyet dönemine uzandığı belirtiliyor.

Dolayısıyla burada yalnızca bir yapıdan söz etmiyoruz.

Geçmişten bugüne ulaşmış bir Cumhuriyet dönemi mirasından söz ediyoruz.

RANT VAR, TARİHE PARA YOK!

İşte tam burada insanın aklına çok daha önemli sorular geliyor.

Altınoluk’ta yaz aylarında milyonlarca liralık ekonomik hareketlilik yaşanırken, neden tarihimize sahip çıkmak için aynı heyecanı göremiyoruz?

Yeni binalar yapılırken...

Yeni işletmeler açılırken...

Gayrimenkul fiyatları yükselirken...

Turizmden milyonlarca lira kazanılırken...

Neden birkaç tarihi yapıyı ayağa kaldıracak irade ortaya konulamıyor?

Neden bölgede yatırım yapan iş insanları, turizmciler, işletme sahipleri ve mülk sahipleri bir araya gelerek Altınoluk’un tarihi dokusunu korumak için bir kültür ve miras girişimi başlatmıyor?

Neden herkes kendi kazancının hesabını yaparken, bu coğrafyanın bize bıraktığı mirasın hesabını kimse yapmıyor?

Çünkü galiba bizde garip bir anlayış yerleşti:

Paraya değer veriyoruz, tarihe değil.

Betona yatırım yapıyoruz, kültüre değil.

Yeni yapılara milyonlar harcıyoruz, yüz yıllık yapıları kurtarmaya gelince kaynak bulamıyoruz.

Turizmden para kazanmak istiyoruz ama turizmin temelini oluşturan tarihi ve doğal değerleri korumak için yeterince çaba göstermiyoruz.

DEVLET NEREDE?

Elbette bütün sorumluluğu vatandaşa yüklemek mümkün değil.

Asıl sorulması gereken sorulardan biri de şu:

Devlet nerede?

İlgili belediyeler nerede?

Kültür ve turizm kurumları nerede?

Koruma ve denetim mekanizmaları neden çalışmıyor?

Tarihi olduğu açıkça görülen bir yapı neden bu hâle gelene kadar bekleniyor?

Bir tarihi yapının içine insanların tuvalet ihtiyacını giderebildiği bir ortam oluşuyorsa, bu sadece temizlik sorunu değildir.

Bu, kültürel mirasa karşı sorumluluk sorunudur.

Bu, denetim sorunudur.

Bu, sahip çıkma sorunudur.

Ve en önemlisi, bu bir medeniyet sorunudur.

TARİHİ KORUMAK LÜKS DEĞİLDİR

Bir toplumun gelişmişliği yalnızca yaptığı yollarla, diktiği binalarla, açtığı otellerle veya kazandığı parayla ölçülmez.

Asıl gelişmişlik, geçmişten kalan değerlere nasıl davrandığınızla ölçülür.

Bir taş evin kapısını koruyabiliyor musunuz?

Bir tarihi yapıyı restore edebiliyor musunuz?

Bir meydanın geçmişini yaşatabiliyor musunuz?

Çocuklarınıza “Bak, burası bizim geçmişimiz” diyebiliyor musunuz?

Eğer bunları yapamıyorsanız, ne kadar zenginleşirseniz zenginleşin, aslında fakirleşiyorsunuz demektir.

Çünkü tarihini kaybeden toplum, kimliğini de kaybetmeye başlar.

ALTINOLUK’A YAZIK ETMEYELİM

Ben Altınoluk’u 35 yıldır tanıyorum.

Eski hâlini de biliyorum, bugün geldiği noktayı da görüyorum.

Elbette değişim kaçınılmazdır.

Elbette turizm gelişecektir.

Elbette yeni yapılar yapılacaktır.

İnsanlar yatırım yapacak, işletmeler açacak, bölge ekonomik olarak büyüyecektir.

Bunların hiçbirine karşı değiliz.

Karşı olduğumuz şey gelişme adına geçmişi yok etmek.

Çünkü Altınoluk’u Altınoluk yapan şey yalnızca yeni yapılan binalar değildir.

Altınoluk’u Altınoluk yapan, geçmişidir.

Taş evleridir.

Dar sokaklarıdır.

Kazdağları’nın eteklerindeki doğal dokusudur.

Antandros’un tarihidir.

Eski köyüdür.

Ve bugün bakımsızlığa terk edilmiş olsa bile hâlâ bize geçmişimizi anlatan o yapılardır.

ŞİMDİ HAREKETE GEÇME ZAMANI

Bugün belki hâlâ geç değil.

Tarihi hamam temizlenebilir.

Restore edilebilir.

Çevresi düzenlenebilir.

Bilgilendirme levhaları konulabilir.

Tarihi yapılar bir bütün olarak ele alınabilir.

Eski köy dokusu korunabilir.

Yerel yönetimler, merkezi idare, turizmciler, bölge halkı ve sivil toplum kuruluşları bir araya gelebilir.

Bunun için önce birilerinin çıkıp:

“Bu bizim tarihimiz ve biz buna sahip çıkacağız.”

demesi gerekiyor.

Çünkü bugün sahip çıkmadığımız her yapı, yarın geri getirilemeyecek bir kayıp olabilir.

SON SÖZ

Altınoluk’un önünde iki yol var.

Bir tarafta daha fazla beton, daha fazla rant, daha fazla tüketim ve giderek silinen bir tarih...

Diğer tarafta doğasını koruyan, tarihine sahip çıkan, kültürel mirasını gelecek kuşaklara aktaran gerçek bir turizm anlayışı...

Tercih bizim.

Ama unutmayalım:

Bir tarihi yapı yıkıldığında sadece taşlar yıkılmaz.

Bir hatıra yıkılır.

Bir kimlik yıkılır.

Bir geçmiş silinir.

Ve bazen bir ülkenin en büyük kaybı, farkında olmadan kendi tarihine sırt çevirmesidir.

Ben Altınoluk’un böyle bir sona mahkûm olmasını istemiyorum.

Çünkü 35 yıldır sevdiğim bu güzel beldenin geleceğinin, geçmişinden utanarak değil, geçmişine sahip çıkarak kurulmasını istiyorum.

Ve yetkililere, bölge halkına, yatırımcılara, turizmcilere ve Altınoluk’u seven herkese açıkça soruyorum:

ALTINOLUK’UN TAŞINA, TOPRAĞINA, TARİHİNE VE KÜLTÜRÜNE NE ZAMAN SAHİP ÇIKACAĞIZ?

TARİHİMİZİ KAYBETTİKTEN SONRA MI?

Son Haberler

Hits: [srs_total_pageViews] Visitors: [srs_total_visitors]
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.