- KAZDAĞLARI’NIN ETEĞİNDE TARİH, DOĞA VE RANTLA SINAV
Ege Denizi’nin masmavi suları bir tarafta, Kazdağları’nın eşsiz doğası diğer tarafta…
Burası Güre.
Tarihiyle, termal kaynaklarıyla, zeytinlikleriyle, temiz havasıyla ve eşsiz doğasıyla yalnızca Balıkesir’in değil, Türkiye’nin en değerli bölgelerinden biri.
Ancak Güre’nin bugün sorulması gereken çok daha önemli bir sorusu var:
Bu eşsiz tarih ve kültür mirasını gelecek nesillere taşıyabilecek miyiz, yoksa rantın ve ihmalkârlığın gölgesinde kaybedip gidecek miyiz?
Çünkü Güre yalnızca deniz, güneş ve termal sudan ibaret değil.
Kazdağları’nın eteklerinde yüzyılların izleri var. Eski Güre Köyü’nde geleneksel taş yapılar, bölgede antik yerleşimler, zeytinyağı ve sabun üretiminin izlerini taşıyan tarihi yapılar bulunuyor. Güre’nin tarihî ve kültürel dokusu, bölgenin doğal güzellikleri kadar önemli bir miras niteliğinde.
Ne var ki bugün bu mirasın önemli bir bölümü ciddi bir tehdit altında.

350 YILLIK TARİHİN KADERİ RANT MI?
Güre’de yaklaşık 350 yıllık olduğu belirtilen tarihi sabunhane yapısıyla ilgili ortaya atılan iddialar, konunun yalnızca bir kira meselesi olmadığını gösteriyor.
Medyaya yansıyan bilgilere göre yapı, 2016 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kültürel etkinliklerde kullanılması şartıyla Edremit Belediyesi’ne tahsis edildi.
Ardından 2019 yılında, dönemin belediye yönetimi tarafından Ekrem İmamoğlu’nun babası Hasan İmamoğlu’na ait olduğu belirtilen İmamoğlu İnşaat’a aylık 250 TL bedelle kiralandığı iddia edildi.
Asıl dikkat çekici nokta ise bundan sonra geliyor.
İddialara göre İmamoğlu İnşaat, belediyeden aylık 250 TL bedelle kiraladığı tarihi yapıyı, alt kira sözleşmesiyle yaklaşık 60 bin TL bedelle başka bir şirkete kiraladığı iddia edildi.
Yani ortaya çıkan tablo şu:
Kamuya ait tarihi bir yapı 250 TL’ye kiralanıyor, ardından çok daha yüksek bir bedelle başka bir şirkete devrediliyor.
Üstelik söz konusu yapının “Korunması Gerekli Taşınmaz Kültür Varlığı” olarak belirlendiği ve buna rağmen alkollü restoran olarak kullanıldığı yönünde bilgiler bulunuyor.
İşte burada artık yalnızca bir bina değil, kamu malı, kültürel miras, denetim ve rant ilişkisi tartışmaya açılıyor.

KİM KORUYACAK BU TARİHİ?
Güre’nin tarihi yalnızca kitaplarda yazmıyor.
Tuğla duvarlarda, eski bacalarda, zeytinyağı fabrikalarında, taş evlerde ve geçmişten bugüne ulaşan yapılarda yaşıyor.
Güre’de bulunan tarihi yağhane de bunun en çarpıcı örneklerinden biri.
1920’li yılların başında inşa edildiği belirtilen yapı, yaklaşık 40 yıl boyunca zeytinyağı üretiminde kullanılmış. Zeytin hasat dönemlerinde üç vardiya çalıştığı, günde yaklaşık 200 çuval zeytin işlendiği ve ürünlerin deniz yoluyla sevk edildiği aktarılıyor. Yapının cephesindeki ay yıldız motifi ve kitabeler ise geçmişin mimari ve kültürel izlerini bugüne taşıyor.
Şimdi soralım:
Böylesine bir tarih, birkaç kişinin ticari hesabına mı kurban edilecek?
Yüzlerce yıllık yapılar, geleceğin betonlaşmış Güre’sine mi teslim edilecek?
Kamuya ait kültürel miras, denetimsizliğin ve rant tartışmalarının arasında mı yok olacak?

GÜRE BATMADAN EL UZATILMALI
Türkiye’nin birçok yerinde tarihi yapılar aynı kaderi yaşıyor.
Kimi bakımsızlıktan çöküyor.
Kimi yanlış kullanımla özgün kimliğini kaybediyor.
Kimi ise ticari çıkarların gölgesinde tarihten koparılıyor.
Oysa tarihî eserlerin değeri yalnızca taşından, tuğlasından veya bulunduğu arsanın piyasa fiyatından ibaret değildir.
Onların değeri, taşıdıkları hafızadır.
Güre’nin değeri de yalnızca bugün kaç turist çektiğiyle ölçülemez.
Burada geçmişten geleceğe uzanan bir kültür var.
Kazdağları’nın mitolojik mirası, Eski Güre’nin taş evleri, antik yerleşimler, zeytinyağı kültürü, termal kaynaklar ve tarihi üretim yapıları…
Bütün bunlar bir araya geldiğinde Güre, korunması gereken devasa bir kültürel mirasa dönüşüyor.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Tarihi yapılar şeffaf biçimde denetlenmeli, hukuki durumları kamuoyuna açıklanmalı, varsa usulsüzlük iddiaları bağımsız biçimde araştırılmalı ve kültür varlıkları ticari rantın değil, kamu yararının merkezine alınmalıdır.
Güre’nin tarihi yeniden ayağa kaldırılabilir.
Eski yapılar restore edilebilir.
Bu mekânlar müze, kültür merkezi, sanat alanı ve yaşayan tarih mekânlarına dönüştürülebilir.
Ama bunun için önce bir irade gerekiyor.
Çünkü rantın geri dönüşü vardır; kaybolan tarihin ise yoktur.
Bugün sahip çıkılmazsa yarın çok geç olabilir.
Kazdağları’nın eteğinde yükselen bu tarihi miras, sessizce gözümüzün önünde yok olmadan…
GÜRE BATMADAN EL UZATILMALI!
Çünkü Güre yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de emanetidir.


