Haberin yayım tarihi
2026-08-26
Haberin bulunduğu kategoriler

AKILCILIK VE BİLİMSEL DEVRİM

Prof. Dr. Levent Seçer

Atatürk’e, onun devrimlerine, aydınlık, akıl ve bilim mirasına “putperestlik” diyebilen bir cehalete bakınca, bugün ne yazık ki aklını nasıl kullanabileceğini bilmeyen bir toplum yarattığımızı görüyoruz. İnancın saygınlığını bile cehalete kurban eden din tüccarları, akıl ve bilimi her zaman dine düşman olarak göstermişlerdir. Peki, bu cehalet ile akıl ve bilimin bir arada olması mümkün müdür?

Descartes, “Aklını kullanamayan toplumlarda bölünme, yıkım ve tükenmişlik ardı ardına gelir.” der. Albert Einstein ise “Bir toplumun aklını elinden alırsanız, onu akıldan yoksun bırakırsanız, bu tüm felaketlerin yaşanması demektir. Sonrasında atomu parçalamaktan daha zor sonuçlar ortaya çıkar ve bu, toplumsal travmaya dönüşür.” ifadelerini kullanır.

Bugün, eğitim değerleri düşük toplumlarda bu travmanın zaten yaşandığını görüyoruz. Bachelard, “Gerçek sorgulanmaktan engellenirse, o toplumda aklı tümüyle yok ederek kendi gücünüze hâkim olabilirsiniz.” der.

Bugün, tüm bu gerçeklerin yansıtıldığı; yani sorgulamaktan korkan bir toplum yaratmanın resmi yok mu ortada?

Akıl ve bilim daima yol göstericidir. Eğitimde, kültürel ve sanatsal paylaşımlarda daima vardır ve var olmalıdır. Bilim insanlarına inanmanın, onların sözlerinden feyz almanın en önemli adı akıldır.

Bilimin bizleri aydınlatacağına, çağdaş ve aydınlık değerleri topluma kazandırma çabasına güvenmezsek, inanmazsak, o zaman tek başımıza ve yapayalnız kalırız.

Üstüne basa basa söylemek isterim: Bugün Türk toplumu, bu tıkanmanın sonuçlarını yaşamıyor mu? Türk toplumu eğitim, kültür, sanat, akıl ve bilim değerlerinin çok gerisinde bırakılmadı mı? Her seçim döneminde eğitim seviyesi düşük, bilgisiz bir toplumla ülkenin kaderi yazılmıyor mu?

Burada beynimizin yargılarını da düşünmeliyiz. Siz akıl ve bilimin, aydınlığın ve çağdaş değerlerin kazanımlarını ne kadar anlatırsanız anlatın, önyargılarıyla hareket eden insanların bunlara inanmadığını ya da akıllarının bunları kabul etmediğini görüyoruz. Bu ülkede insanların gördüğüne değil, duyduğuna inanmaktan vazgeçmediğine tanık oluyoruz.

Ne yazık ki önyargılarımız ne kadar çoksa beynimiz de o denli yaşlanmış demektir. Ama yine de bir şansımız var: Hâlâ düşünebiliyoruz.

Bilimsel değerleri kullanabilirsek aklımızı da yeniden yaşatabiliriz. Beynimizde yaşlanmış hücrelerin kalan canlı hücrelerle yeniden canlanması ve aklın yeniden düşünmeye başlaması bir mucize değil midir?

Bugün dinsel inançlara saygı duyan fizyolog Claude Bernard (1813-1878), inancın yaşamasını bile akıl ve bilimle değerlendirmektedir. Bernard’ın yaklaşımı, dinî inançların saygınlığının korunmasıyla akıl ve bilimsel çağdaş değerlerin toplumsal öneminin birlikte ele alınabileceğini göstermektedir.

Burada akıl ve bilim değerleri, inancın da saygın bir biçimde korunmasını sağlayabilir. Bernard inanca olan saygısını tüketmemiş, ancak dinin her zaman akıl ve bilime engel olmak amacıyla kullanılmasına da karşı çıkmıştır.

Keşke bugün bu ayrıntıları ve ayrımları akıl ve bilimi etkin biçimde kullanarak değerlendirebilseydik.

Ama birilerinin işine yarayan şey; akıl ve bilimden uzak, eğitimsiz bir toplum yaratabilmek, daha doğrusu dinî değerleri bir narkoz gibi kullanarak toplumu uyuşturmaktır. Beyinleri uyuşturmanın sonuçları ise ortadadır: Gerçekleri göremeyen, düşünemeyen ve sonucunda yaşanacak felaketleri öngöremeyen bir toplum...

Spencer’e göre öğrenim, yurtseverlik, sınıf, politika ve dine dayalı nice önyargı, insanları doğru düşünmekten alıkoymaktadır.

Bilim, ahlakın ilk anlamıyla, önyargısız bir şekilde tüm sorunlara koşulsuz eğilmektir. Platon ve Sokrates, daima gerçekleri akıl ve bilimle sorgulayarak sonuca varmışlardır.

Önyargı, zaman zaman birçok bilim insanını hareketsiz bırakmıştır. Galileo, bu kurbanlardan biridir. Burada Lavoisier’yi unutmak mümkün mü?

Lavoisier, “Ben önyargısız bilimi düşünüyorum; sizin beyniniz bilime daima düşman bir anlayışın ürünüdür.” diyerek kendisini yargılayan mahkemeye karşı çıkmıştır.

Ancak Lavoisier’nin giyotine gönderilmeden önce Lagrange’a söylediği ve gözlerini iki kez kırpacağı yönündeki anlatının tarihsel doğruluğu tartışmalıdır. Bu nedenle bu olayın kesin bir tarihsel gerçek olarak aktarılması yerine, Lavoisier’nin bilime ve akla bağlılığını simgeleyen bir anlatı olarak değerlendirilmesi daha doğru olacaktır.

Lavoisier’nin (1743-1794) idam edilmesi, bilime ve akla karşı önyargının ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğinin tarihsel örneklerinden biridir.

Dünyanın en önemli düşünür ve bilim insanlarına tahammül edemeyenlerin, akla ve bilime açtıkları savaşta kazanan daima akıl ve bilim olmuştur.

Her toplumda önyargılar vardır. Ancak akılcılık devrimini yaşamış toplumlar, önyargıları daha kolay yenebilmişlerdir.

Bugün Rönesans ve Aydınlanma süreçlerini yeterince yaşamamış ülkelerde Descartes, Durkheim, Dante, Aristoteles, Weber veya Sartre gibi düşünürlerin yetişmesi neden zorlaşmaktadır? Bugün üst konumlarda bulunanların kendi önyargılarına yenilmeleri sonucunda toplumsal yıkımlar yaşanmıyor mu?

Bunlar nedense hükmettikleri toplumun aydınlanmasını, akla ve bilime sarılmasını istemezler. Denetlenmek, yargılanmak ve sorgulanmak istemezler. Bu nedenle toplumun aydınlanmasına izin vermez, bundan beslenirler.

Aklımızı nasıl kullanacağımız konusunda her fırsatta açıklamalar yapan Descartes’in düşüncesinden hareketle şunu söyleyebiliriz: Toplumu yönetenlerin, akıl ve bilimden ayrılmadan oluşturacakları toplumsal güç, daima mutlu ve huzurlu bir toplumun temelidir.

Descartes’i okumaz, görmez ve anlamazsak acılar içinde kıvranıp duracağız. Gerçekleri algılamanın, yalnızca bilmekten daha önemli olduğu gerçeğini hiçbir zaman anlamayacağız.

Ünlü İngiliz siyaset bilimci Lord Acton’a atfedilen düşünceler de akıl, bilim, insan hakları ve özgürlük arasındaki ilişkiye dikkat çeker. Ancak burada da sözlerin doğrudan ve kesin bir alıntı olarak aktarılması yerine, Acton’ın düşüncelerinin genel çerçevesi içinde değerlendirilmesi daha doğru olacaktır.

Aydınlık, bilim ve özgürlük; uygarlığın yaşanabilir meyveleridir. Ancak totaliter rejimlerde bu gerçeklerin ne kadarı hayat buluyor?

Sonuç ortadadır.

Akıl ve bilim hiç kimsenin kölesi değildir. Özgürlük, ülkeleri servet sahibi yaparken halkları da refah, huzur ve mutluluk içinde yaşatmanın en önemli araçlarından biridir.

Çağdaş medeniyet demek; insan gibi insan olmak ve tüm değerleriyle insan gibi yaşamaktır. Erdemli, onurlu, özgür, samimi, demokrat ve kendi içinde herkesle barışık bir toplum...

Böyle bir ülke modelini özlemek, dilerim ki çok yakında gerçeğe dönüşür.

Türk halkı, akıl ve bilim değerlerine inanarak geleceğin çağdaş ve aydınlık Türkiye’sinin resmini çizecektir. En önemlisi de nasıl yaşayacağına kendisi karar verecektir.

Ancak bunun gerçekleşebilmesi için bugün gördüğüne değil, duyduğuna inanan toplumsal yapıdan kurtulmamız gerekmektedir.

Çünkü akıl ve bilim özgürleştirir.

Sorgulayan toplum düşünür.

Düşünen toplum ise geleceğine kendi karar verir.

Son Haberler

Hits: [srs_total_pageViews] Visitors: [srs_total_visitors]
Copyright © GUNDEM.be
Site içeriği ve dizaynın tüm hakları GÜNDEM.be websitesine aittir.
Kopyalamak ve izinsiz kullanmak kesinlikle yasaktır.